İnsan beyni için ne çok şey söylenmiştir. Beyin belki de hakkında en çok konuşulan ama görece en az şey bildiğimiz organımızdır.

Son zamanlarda mutluluk algısının doğrudan ve neredeyse beyinle ilgili olan ve çevresel faktörlerden sanıldığından çok daha az etkilenen bir duygu olduğu ileri sürülüyor.

Yakın zamana dek edebiyatçıların, şairlerin, yazarların konusu olan mutluluk, artık beyaz önlüklülerin, bilim insanlarının, laboratuvarların ve bilimsel çalışmaların da konusu haline geldi.

Bilim insanları diyor ki; mutluluk hissinin %40’ını düşüncelerimiz, hareketlerimiz ve karakterimiz belirler, geri kalanın %50’si ise genetik faktörlerle ilgilidir.

Bu bilgiyi güvenilir olduğunu düşündüğüm TIMES dergisinin web sayfasından aldım.

Yani bu bilgiye bakarsanız mutlu olmanın sadece %10’u çevre gibi insan beyninden bağımsız faktörlerden etkilenmektedir.

TIMES dergisinde yer alan bu “bilimsel” saptama yıllar önce Milton’un söylediği şey ile aynı.

Akıl, kendine ait bir yerdedir ve orada cehennemi cennete ya da cenneti cehenneme çevirebilir.”

Shakespear’in yazdığı ile de…

İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, sadece düşünce onu öyle yapar.”

Hayata tüm yaşamı boyunca “sol” taraftan bakan biri olarak “mutluluk kavramının %90’ı çevresel değildir” önermesi bana pek doğru görünmüyor.

Onca yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik, açlık insan mutsuzluğunun %10’u mu?

Yine de bilimsel olarak gösterilmiş bazı gerçekleri göz ardı etmemek lazım.

Mesela; kalp damar sistemi hastalıkları riski ile mutluluk arasında bir ilişki olduğu bilimsel olarak biliniyor. Mutsuz insanlar daha çok kalp hastalığına yakalanıyor.

Kaygıları ve gerginliği yüksek olan kişilerin bağışıklık sisteminin daha zayıf olduğu da bilimsel bir bulgu olarak bildirilmiş.

Yaralanmalardan sonra iyileşme süreleri gerginlik ve kaygı düzeyi düşük olanlarda yani görece mutlu insanlarda daha kısa oluyor. Mutlu insanlar; mutsuz, kaygılı ve gergin kişilere göre daha uzun yaşıyorlar.

Peki, mutluluk nedir,  sadece beynimizde yaşadığımız “sübjektif” bir algı mıdır?

Saat ücreti olarak 5-10 TL alabilen Soma’daki bir maden işçisine nasıl dersiniz “aklını kontrol et, mutlu ol” diye?

Biz yine de bilim insanlarına kulak kabartmaya devam edelim.

Bilim insanları diyorlar ki; mutluluğunuzun üç büyük düşmanı var.

Kendinizi başkaları ile kıyaslamak, derin arkadaşlık ilişkileri kuramamak yani dost edinememek ve son olarak “öfke” kontrolünde başarısızlık…

Bilim insanlarından bir kaç kısa öğüt daha.

Mutlu olmak istiyorsanız görüntülere seslere ve kokulara dikkat kesilin, deneyimlerinizin her bir ayrıntısına dikkat edin, deneyimlerinizi başkaları ile paylaşın ve son olarak vazgeçmeyi öğrenin.

Madem “mutluluk” üzerine yazıyorum, Prof. Dr. Emre Kongar’dan duyduğum iki mutluluk reçetesinden de söz etmeliyim. Emre Kongar diyor ki;

Beklemekten sıkıldığınız zamanlarda saatinize bakmayın.  Mesela geciken sevgilinizi beklerken gözünüz saatte olmasın, soğuk terler dökmeyin, başka şeylerle vakit geçirin. Ama onunla buluştuğunuzda “nasıl hızlı geçti bu 5-10 saat” demeyin, gözünüz hep saatinizde olsun, her geçen dakikanın zevkini çıkarın.

Kongar’ın ikinci önerisine gelince;

Mutlu anlarınızı henüz yaşamadan ilk olarak beyninizde ve hayalinizde, sonra gerçekten tadını çıkararak o anda ve son olarak da bittikten sonra, anılarınızda yaşayın, yani toplam en az üç defa. Bir çeşit yeniden ve yeniden yaşama…”

Bilim dünyasına bu kadar yakın bir akademisyen olarak yine de “mutluluk” üzerine söz söylemeyi bilim insanlarına bırakmamak gerektiğini düşünenlerdenim.

 İtiraf etmeliyim ki; bu konuda söz söylemek şairler, yazarlar ve sanat insanlarına bilim insanlarından çok daha fazla yakışıyor.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir