Placebo yani yalancı ilacın astım, zona ve mide ülserinde %60’a kadar etkili olduğunu biliyor muydunuz? Yıllardır kafasını kurcalayan ve hatta tıp dünyasının da anlamakta zorlandığı bir konu olan placeboyu konuşuyoruz.

“Plasebo etkisi”, diğer bir deyimle “yalancı ilaç etkisi” kavramını ilk kez ve bilimsel anlamda tıp literatürüne sokan kişi Dr Beecher’dır. Beecher, 1955 yılında “Güçlü Plasebo” (The Powerful Placebo) adıyla yayımladığı araştırmasında, iki düzineden fazla tıbbi çalışmayı değerlendirmiş ve bu çalışmalarda yer alan hastaların yaklaşık üçte birinin plasebo etkisi sonucunda iyileştiklerini göstermiştir.

Plasebo, Latince’de “memnun veya hoşnut edeceğim” anlamında kullanılan bir sözcüktür ve gerçekte ne olduğu, etkisinin nasıl ortaya çıktığı tıbbın en bilinmez konularından birini oluşturur. Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında plasebo etkisi klinik farmakolojinin özel bir alanı haline gelmiştir. Plasebo etkisi, tıpta etkisiz olduğu bilinen bir ilacın, etkin bir ilaç aldığını düşünen hastaya kullanımı sonrası hastalığın fizyolojik ve biyokimyasal bulgularının düzelmesi anlamına gelir. Plasebonun nasıl etkili olduğu halen yanıtı olmayan bir sorudur. Gerçekten de, plasebo, sadece etki etmekle kalmaz, kimi zaman tıpkı etkin madde içeren klasik ilaçlar gibi yan etkilere bile neden olabilir. Yapılan çalışmalar, özellikle, astım, ülser ve zona gibi hastalıklarda plasebo etkisinin %66 gibi çok yüksek oranlara ulaştığını ortaya koymaktadır. Literatürde, başarısız koroner by pass operasyonu sonrasında bile hastaların yakınmalarının azaldığını gösteren makaleler vardır. Yani başarısız operasyon, bir çeşit plasebo etkisi yaratmaktadır. Plasebo olarak kullanılan büyük kapsüllerin ve enjeksiyonların daha güçlü etki yaptıkları, sarı kapsüllerin uyarıcı ve antidepresan, beyaz kapsüllerin analjezik olarak daha etkin oldukları gösterilmiştir. Plasebo etkisi ülke ve bölgelere göre önemli farklılıklar gösterebilmektedir. Hastanın hekime güveninin, ilişki süre ve sıklığının da plasebo etkisinde belirleyici olabileceğine inanılmaktadır. Buna karşılık telkine yatkın olmak ve zeka düzeyinin plasebo etkisi üzerinde rolü yoktur. Konu ile ilgili olarak Doktor Erol Göka’nın Türk Psikiyatri Dergisinde yayımlanan “Plasebo kavramı ve plasebo etkisi” isimli makalesi konunun bir çok bilinmeyen ve ilginç yanını ayrıntılarıyla gözler önüne sermektedir (2002; 13(1): 58-64).

Zihin ve beden etkileşimi aslında bildiğimiz ama sırrını tam olarak çözemediğimiz bir gerçekliktir ve “plasebo etkisi” belki de bize bu gerçeği tüm yalınlığı ile gösteren bir fenomendir. Birkaç kez bu sütuna konuk olan değerli arkadaşım Dr Zeyneb Ümit Belbez, “Zihin/Beden Etkileşimi: Düşünce ve İnancın Sağlığa Etkisi” isimli enfes sunumunun bir yerinde “Halbuki düşüncelerin sağlığı etkilediğinin farkına varmak hayatımızı kurtarabilir” diyordu. Belki de haklı. Gerçekten de, ağrı, depresyon gibi yakınmalarda plasebo etkisi belirgin iyileşme sağlayabilmektedir. Daha da ilginç olanı Belbez’in sunumda söz ettiği Dr Herbert Benson’un 1970’li yıllardaki saptamasıdır. Bu saptamaya göre, bir zamanlar kalp hastalarında (angina pektoris) etkili olduğu sanılan bazı tedavi yöntemleri ile %70-90’lara varan başarı oranları rapor edilmiş, söz konusu tedavi yöntemlerinin bilimsel temelleri konusunda kuşkular belirince bu oranlar hızla %30-40’lara düşmüştür. Astımlı hastalara, onların haberi olmadan içinde etkin madde olmayan ilaçlar verilmiş ve bronşlarda genişleme sağlanabilmiştir. Kahve içtiklerini sanan gençlere kafeinsiz kahve verilmiş, dikkat ve uyanıklığı ölçen testler ile gençlerin gerçekten de kahve içmiş gibi uyanıklıklarının arttığı tespit edilmiştir. Tıp literatürüne bakıldığında benzer bir çok örnek bulmak olasıdır. Akademik çevreler, plasebo etkisinin önemini her geçen gün daha da önemsemektedirler. Nitekim, Harvard Tıp Fakültesi, 1988 yılında “Mind Body Medical Institute” isimli bir enstitü kurmuş ve enstitü uğraşı alanı olan “zihin-beden tıbbı”nı şöyle tanımlamıştır. “Zihin/beden tıbbı, bedenin ve zihnin doğal iyileştirici kapasitelerini güçlendirmek amacıyla, modern bilimsel tıp, psikoloji, bakım, beslenme, egzersiz fizyolojisi ve inancı birleştirir.” A.B.D.’de Ulusal Sağlık Enstitüsü (National Institute of Health), 2000 yılında kendisine bağlı 21 sağlık kuruluşunun katılımı ile bir sempozyum düzenlemiş ve toplantının tamamı The Science of the Placebo (Plasebo Bilimi) ismi ile kitap haline getirilmiştir.

Sayın Belbez, konuşmasının sonunda Budizm’in ünlü metni Dhammapada’nın ilk satırlarını hatırlatıyor. “Hayatımız zihnimiz tarafından şekillendirilir; nasıl düşünürsek öyle yaşarız/ona dönüşürüz.” Belki de herkes, içinde aynı zamanda kendi doktorunu da taşıyordur, kim bilir ?.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir