Cahil bir toplum özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse bile hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil bir toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen bir adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.

Nietzsche söylemiş bu sözü.

İlk okuduğumda hiç hoşlanmadım bu sözden. Bu sözlerin doğruluğuna inanmadığım için değil, ancak “seçmek” yerine ne koymak gerektiğini bilmediğimden. Yani ne demek idi bu?

O zaman cahil toplumlar adına cahil olmayanlar mı karar vermeliydi?

Onsekizinci yüzyılda yaşayan William Pitt Birleşik Krallık tarihinin en genç başbakanıdır.

Diyor ki;

“Sınırsız güç yozlaşır”

Bir başka İngiliz Lord Acton’un dediği daha anlaşılır;

“All power tends to corrupt and absolute power corrupts absolutely…”

Yani; “Güç yozlaşmaya eğilimlidir. Mutlak güç mutlak yozlaşma doğurur.”

Sanırım demokrasilerde “mutlak güç” o nedenle kabul edilemez. Demokrasi tanımı içinde olan yasama, yargı ve yürütmenin bağımsızlığının mutlak gerekliliği bu “mutlak güç” korkusundandır. Bunlara medyanın bağımsızlığını da eklemek gerekir.

Demokrasinin asıl öcüsü, cahil insanların seçebilme yetersizliğinden çok yasama, yargı, yürütme ve özgür medyanın tekelleşmesidir. Yani demokrasinin asıl öcüsü  “mutlak ve kontrolsüz güçtür”.

Farabi, İslam dünyasının en büyük bilim insanlarından biridir. Dokuzuncu yüzyılın bu çok önemli aydının o yıllardan günümüze ulaşan şu sözü ölümsüzdür…

İnsan ahlakının temeli bilgidir. Çünkü akıl, iyi ile kötüyü ancak bilgi ile ayırır.”

Yani Diyor ki Farabi; Eğer iyiyi kötüden ayıracak donanımınız, doğruyu yanlıştan ayıracak bilginiz yoksa seçimleriniz değersizdir. İslam’ın 9. yüzyıldaki bu aydınlanmacı yüzü iyi bir Müslüman olmanın da anahtarını sunuyor.

“Bilgi sahibi olun”.

Farabi’ye göre “bilgisiz kalmak demek kötü Müslüman olmak” demektir. Bilgisiz olanların ya da ne yazık ki bilgisiz bırakılanların seçimleri değersizdir.

Doğrular ile yanlışları, kötülerle iyileri birbirinden ayıramayacak bilgisizlikte bir toplumda yaşıyorsanız ne olacak o zaman?

Bilgisiz, bilgiye değil, güce değer veren, tüm ilişkileri iktidar olabilme, iktidara yakın durabilme ve boyun eğme kültürü üzerine biçimlenmiş bir toplumda yaşıyorsanız ne gelir elinizden?

İktidar-bilgi kavgası denince aklıma ilk Galileo Galilei gelir.

Sadece kendisinin sahip olduğu bir bilgiyi, bilgisiz insanlara anlattı diye Engizisyonun hışmına uğramış, büyük acılar çekmiş, hapislerde yatmış, üç yıl boyunca haftada bir kere yedi tövbe pasajını okumak gibi gülünç cezalara çarptırılmıştır çünkü.

Engizisyonun yani o dönemdeki iktidarın derdi gerçekle veya bilgiyle değildi elbette. İktidarın tek derdi iktidarını devam ettirmesine engel olabilecek, doğru veya yanlış olması fark etmeyen o “bilgi”yi yok saymak, göstermemek, başkaları da söylemesin diye diğer insanları korkutmak, sindirmek, konuşursanız “başınıza bu gelir” demekti. Çünkü Galileo anlattıkları ile sahte bir “iktidarın” temellerini sarsıyordu. Kalabalık ve bilgisiz insan sürülerine “bilgi” sunuyordu. Peki, günümüzde ne değişti?

 

En azından bilgisiz, eğitimsiz, bilime inançsız, bilgiden çok güce ve iktidara tapan, şu veya bu şekilde iktidarın dizi dibinde olmayı güvence sayan toplumlarda, yasama, yargı ve yürütmenin kol kola olduğu, birbirlerini denetleme fonksiyonunu tam göremediği geri kalmış ülkelerde durum halen değişmemiştir. Medyanın olup biteni anlatmak yerine iktidara çanak tuttuğu bu ülkelerde kendisini “aydın” diye tanımlayıp iktidardan yana yaşayan insanlar vardır. Onlar yönlendirir bilgisiz yığınları. Aydının “muhalif” değil, “yardakçı” olduğu bu ülkelerde her şey ne yazık ki, Galileo döneminden farksızdır.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir