Pandemi hızını arttırarak ilerliyor ve tartışılan birçok tedavi ve korunma biçimi arasında herkesin hemfikir olduğu bir tek yöntem var: evde kalmak…

Ama evde kalmak kolay değil. Gündelik koşuşturmaya ve sosyalleşmeye yatkın insanlık için bu uyulması en zor kurallardan biri haline geldi. Tabii bunun ekonomik nedenleri de var, o başka yazı konusu…

Ancak sanırım bu “evde kal” sürecinden hiç etkilenmeyen insan gruplarından biri de hikikomori hastalarıdır. Hikikomori nadir bilinen bir hastalık, bir “evde kalma” hastalığı. Sözcük Japonca “elini eteğini çekmek” anlamına geliyor.

Türkçede belki de buna “inziva hastalığı” demek lazım.

Bu hastalıkta kişi 6 aydan daha uzun süre temel gereksinimleri dışında kalan tüm zamanını odasında bilgisayar başında geçiriyor, hiç odasından çıkmıyor.

Hastalık çoğunlukla ergenlik yaşında olan erkeklerde görülüyor.

Bu hastalar, saatlerce hareketsiz ekran başında zaman geçiriyor, yemeklerini bilgisayar başında yiyor ve sadece bilgisayar ile konuşarak yaşıyorlar. Hiçbir sosyal etkileşimleri yok, arkadaşları yok, bir işleri yok.

Hikikomori’nin nedeni olarak bilgisayarı ve teknolojiyi göstermek doğru olmaz.

Bu kişiler bilgisayar olmadan da kendilerini dış dünyadan tamamen yalıtabiliyorlar. Gündüz uyuyorlar, geceleri geç saatlere kadar oturuyorlar. Bu kişiler işe, okula gitmiyor, kariyer hırsları veya beklentileri yok, eğitimlerini çoğunlukla yarım bırakıyorlar, sosyalleşmek için zerre çaba harcamıyorlar.

Peki neden Hikikomori Japonya’da görülüyor? Bu sorunun iki yanıtı var. İlki Japon aile yapısıyla ilişkili. Japon aile yapısı oldukça kapalı ve bireyler birbirlerine yıllarca yardım ediyor ve bakabiliyorlar. Kimi Japon aileleri Hikikomori hastalığı olan yakınlarına ömür boyu destek oluyor. İkinci neden ise Japonya’nın eğitim sistemi ve kültürü.

Son derece yarışmacı bir eğitim sistemleri var. Rekabet çok ileri boyutlarda ve kimi gençler bu rekabete dayanamıyor ve bundan kaçabiliyorlar. Hikikomori bu kaçışın en uç noktası belki. Hastalığın erkeklerde çok sık olması da bundan. Çünkü Japonya’da erkeğe yüklenen “adam olmalısın” baskısı çok ağır.

Japonya’da 2.000.000’ a yakın Hikikomorik kişi olduğu sanılıyor.

Japonya’dan söz ettik ama Hikikomori sadece Japonya’ya özgü bir hastalık değil. ABD, İngiltere, Fransa ve Singapur başta olmak üzere birçok başka ülkede de Hikikomorik hastalar mevcut. Sınav stresi, kötü bitmiş ve travmatik ilişkiler, dışlanma, anne baba arasında yaşanan sorunlar, başarısızlık korkusu Hikikomori’nin gelişimine zemin hazırlıyor.

Bu derde düşen kişiler genellikle çekingen, biraz asosyal ve uysal tipler oluyorlar. Sebepsiz utangaçlık, kendine güvensizlik ve az konuşma gibi bulgular öne çıkabiliyor.

Süreç kimi durumlarda “mutlak bir inziva” halini alabiliyor. Bu “inziva sever” kişilerin büyük bölümü orta sınıf iyi ailelerin çocukları, çünkü aileleri uzun yıllar bu çocuklara bakabiliyor. Oysa fakir aile çocukları daha erken yaşlarda hayata atılmak gereği duyduğundan “Hikikomorik” olacak zaman bulamıyorlar.

Bir diğer nokta bu derde yakalanmış kişilerin yaş ortalamasının artık 32’ye ulaşmış olması.

Aslında kendi halinde ve kimseye zarar vermeyen bir garip hastalık gibi görünüyor. Ama kötü örnekler de var.

Bu kişiler bazen çok saldırganlaşabiliyorlar. En tipik örneklerinden biri 2000 yılında Japonya’da yaşandı. Altı yaşında bir kız çocuğunu rehin alan, bir kadını öldüren ve dördünü de ağır yaralayan bir Hikikomori hastası ancak 200 polisin müdahalesi ile etkisiz hale getirilebildi. Bu gencin 3 yıldır odasından çıkmadığı, tüm zamanını TV izleyerek, bilgisayar oyunları oynayarak, internette gezinerek geçirdiği biliniyordu.

Belki Covid-19 da, Hikikomori hastalığı da rekabetçi ve acımasız dünya düzeni sonucu oluştu.

Ama doğrusunu söylemek gerekirse Covid-19 salgınını sınırlamak için insanları evlerinde tutamadığımız bu ülkede en azından bir süreliğine herkes hikikomorik olsa diyor insan.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir