“Oturmak” konusunda çok yazdım ama şimdi okuyacaklarınız bunun en uç örneği belki de. Hiç birimize yabancı değil, gelişen teknoloji, bilgisayar oyunları ve sosyal medya tutkusu çocuklarımızı her zaman olduğundan daha çok masa başında oturtuyor. Yakınlarımdan biliyorum, bazı aileler çocuklarını en temel gereksinimleri için bile bilgisayar başından kaldıramıyor. Hatta bu çocukların bir bölümü saatlerce hareketsiz ekran başında zaman geçiriyor, yemeklerini bilgisayar başında yiyor ve sadece bilgisayar ile konuşarak yaşıyorlar.

Ama neredeyse buna da razıyız dedirtecek bir psikiyatrik hastalık var yeryüzünde, Japonlarda sık rastlanan bir hastalık, ismi Hikikomori.

Sözcük Japonca “elini eteğini çekmek” anlamına geliyor.

Türkçede belki de buna “inziva hastalığı” demek lazım.

Bu hastalıkta kişi 6 aydan daha uzun süre temel gereksinimleri dışında kalan tüm zamanını odasında bilgisayar başında geçiriyor, hiç odasından çıkmıyor.

Hastalık çoğunlukla ergenlik yaşında olan erkeklerde görülüyor.

Hikikomori’nin tek nedeni bilgisayar değil, kişiler bilgisayar olmadan da kendilerini dış dünyadan tamamen yalıtabiliyorlar. Gündüz uyuyorlar, geceleri geç saatlere kadar oturuyorlar. Bu kişiler işe, okula gitmiyor, arkadaş edinmiyor, kariyer hırsları yok, eğitimlerini yarım bırakıyorlar, sosyalleşmek için zerre çaba harcamıyorlar.

Peki neden Hikikomori Japonya’da görülüyor ?

Bu sorunun iki yanıtı var.

İlki Japon aile yapısıyla ilişkili. Japon aile yapısı oldukça kapalı ve bireyler birbirlerine yıllarca yardım ediyor ve bakabiliyorlar. Kimi Japon ailelerin Hikikomori hastalığı olan yakınlarına ömür boyu baktıkları biliniyor.

İkinci neden ise Japonya’nın eğitim sistemi ve kültürü.

Son derece yarışmacı bir eğitim sistemleri var. Rekabet çok ileri boyutlarda ve kimi gençler bu rekabete dayanamıyor ve bundan kaçabiliyorlar. Hikikomori bu kaçışın en uç noktası belki.

Hastalığın erkeklerde çok sık olması da bundan. Çünkü Japonya’da erkeğe yüklenen “adam olmalısın” baskısı çok ağır.

Japonya’da 1.000.000 üzerinde Hikikomori olduğu sanılıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar Hikikomori’nin sadece Japonya’ya özgü olmadığını ortaya koyuyor. ABD, İngiltere, Fransa ve Singapur başta olmak üzere bir çok başka ülkede de Hikikomori olgularına rastlandığı biliniyor.

Sınav stresi, aşkta hayal kırıklığı, sonu kötü bitmiş ve travmatik ilişkiler, dışlanma, anne baba arasında yaşanan sorunlar, başarısızlık korkusu Hikikomori’nin gelişimine zemin hazırlıyor.

Bu derde düşen kişiler genellikle çekingen, biraz asosyal ve uysal tipler oluyorlar. Sebepsiz utangaçlık, kendine güvensizlik, az konuşma gibi bulgular öne çıkabiliyor.

Süreç kimi durumlarda “mutlak bir inziva” halini alabiliyor. Bu “inziva sever” kişilerin büyük bölümü orta sınıf iyi ailelerin çocukları, çünkü aileleri uzun yıllar bu çocuklara bakabiliyor. Oysa fakir aile çocukları daha erken yaşlarda hayata atılmak gereği duyduğundan “Hikikomori” olacak zaman bulamıyorlar.

Bir diğer nokta bu derde yakalanmış kişilerin yaş ortalamasının artık 32’ye ulaşmış olması. Yani 30 yaşının üzerinde hiç bir şey yapmayan bir milyondan fazla insan, yani bir milyon üzerinde işsiz demek bu.

Dahası var. Bu kişiler bazen çok saldırganlaşabiliyorlar. En tipik örneklerinden biri 2000 yılında Japonya’da yaşandı. Altı yaşında bir kız çocuğunu rehin alan, bir kadını öldüren ve dördünü de ağır yaralayan bir Hikikomori hastası ancak 200 polisin müdahalesi ile etkisiz hale getirilebildi. Bu gencin 3 yıldır odasından çıkmadığı, tüm zamanını TV izleyerek, bilgisayar oyunları oynayarak, internette gezinerek geçirdiği biliniyordu. Katil eylemi kendisini terk eden annesinden intikam almak için yaptığını söylemişti.

 

Rekabetçi, acımasız dünya düzeni insanların başına daha ne çoraplar örecek bakalım?

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir