Yeni bir yıl geldi yeniden.

Zaman her şeyden bağımsız, aldırışsız, acımadan akıp gidiyor. Akrep ve yelkovanın hızını kontrol etmek imkansız.

Kim bilir hangi yaşanmışlıkların, acıların, sevinçlerin, kızgınlıkların, kişisel tarihlerimizde ne büyük devrimlerin, isyanların, zaferlerin, yok oluşların yılıydı geçtiğimiz yıl.  Bir çoğumuz için ise 2014 yılı “hiç bir şey” demekti belki.

Ama insanlar için önemi ve anlamı ne olursa olsun, zaman hep aldırışsız ve hep aynı hızla akıyor. Hep aynı hızla dönüyor akrep ve yelkovan.

Biz ise onun bize aldırmadığını bilerek, inadına ve her gün yeniden karşı duruyoruz, direniyoruz ona.

Adına da yaşamak diyoruz bunun.

Georgetown Üniversitesi Hematoloji / Onkoloji hekimlerinden Prof. Dr. John L. Marshall’ın makalesini okurken düşündüm tüm bunları.

Dr. Marshall hastalarına her seferinde aynı soruyu sorduğunu ve birbirine benzer yanıtlar aldığını yazıyor.

Sorusu çok açık ve basit ; Ne kadar yaşamak istersiniz?

Kimileri bu soruyu “sonsuza kadar” diye yanıtlıyor. Kimileri kendilerine bir limit koyuyor, en çok da 90 yaşına dek. Daha gerçekçi olanlar ise “olabildiğince” diyorlar.             .

Siz bu soruyu nasıl yanıtlarsınız?

 Mesela;

“Yaşam benim mutlu olmamı sağladığı sürece.”

“Başkalarına muhtaç olmayacak kadar, ele ayağa düşene kadar.”

Yanıtların çok benzer olabileceğini biliyorum ama bunların hiç biri tam yanıt olamaz. Oysa sorunun yanıtı kanserle uğraşan hekimler için çok önemli.

Hekimler için yakın zamana dek neredeyse tek öncelik hastalarını uzun süreler yaşatabilmekti, hem de ne pahasına olursa olsun.

“Uzun yaşam süreleri” sağlamak halen çok önemlidir.

Ancak şimdilerde şu soruyu daha çok soruyoruz kendimize.

“Uzun yaşam süresi… Peki ama ne pahasına?”

Tedavi yan etkileri, esas hastalığın yarattığı zorluklar, sosyal faktörler, derin depresyon, umutsuzluk ve çaresizlik duygusu…

Son yıllarda yaşam süresi kadar önemli bir başka kavramla daha yakından tanıştı kanser dünyası.

Bu yeni kavramın ismi “yaşam kalitesi…”

Tıp dünyası yaşam kalitesi konusunu her zamankinden daha çok önemsiyor ve iyi bir yaşam kalitesi için seferber olmuş durumda. Ama hastalarda yaşam kalitesinin yükseltilmesi sadece “tıbbi” yaklaşımlar ile halledilebilecek bir konu değil.

Hastanın yaşam amacı, yaşam ile ilişkili dertleri, gerçekleştirmeye çalıştığı hedefleri, yaşam boyunca biriktirdikleri…

Yaşam kalitesinin belirlenmesinde “nasıl bir insan” olduğunuz  çok önemli. İyi ve amacına uygun yaşanmış bir hayat, “yaşam kalitesi” olgusunun doğrudan belirleyicileri arasında.

Şimdi anlatacağım öyküyü daha önce de yazmıştım.

İskoç ressam John Bellany, karaciğer nakli olacağı günün öncesindeki gece boyunca üzerinde çalıştığı tablosunun başından kalkmamış, operasyon sonrası akşam saatlerinde yine tablosunun başına dönmek isteyerek herkesi şaşırtmıştı. Yakın bir dostu onun için, “Yoğun bakımdan çıktığı gün ağrı kesici yerine kağıt kalem istedi,” demiş. Bellany’nin doktoru için yaptığı tablonun ismi “Bonjour Professor Calne” adını taşımaktadır. Bu eser ile doktoru ve hemşiresi ölümsüzleşmiştir.

Yani demem o ki;

Kışlar gelir, kışlar gider, yazlar gelir yazlar gider, zaman geçer.

İş ki her yeni kış ve yaz geldiğinde biraz daha insan mısın?

Biraz daha zengin mi yüreğin ?

Akıp giden zamandan “pişmanlıklarını” kurtarabiliyor musun olabildiğince ?

Her geçen gün biraz daha kendin misin?

 

Aslolan budur, sağlıkta da, hastalıkta da…

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir