Geçtiğimiz hafta Kopenhag’da bir kongredeydim.

Kongre az bilinen Miyelodisplastik Sendrom (MDS) isimli bir kemik iliği hastalığı ile ilişkiliydi. Bu sendrom, bir yaşlılık hastalığı ve tedavi seçenekleri de oldukça sınırlı. MDS’de yeni ilaç geliştirme konusunda ilaç sektörü yetersiz ve dolayısı ile bu hastalığa destek ve ilgileri çok az oluyor.  Oysa MDS diğer kan kanserlerinden hiç de daha az değil.

Bu hastalıkta inisiyatifi MDS Foundation isimli bir vakıf üstlenmiş durumda ve sınırlı olanaklarla bu kongrenin düzenlenmesinde olduğu gibi son derece önemli işlere imza atıyor. Kongrenin 15.’incisi bu yıl, dünyanın dört tarafından hekimler ve MDS alanında dünyanın en iyilerinin neredeyse eksiksiz katılımıyla  yapıldı. Son derece yüksek bilimsel düzeyi olan ama mütevazi bir kongreydi. Hemen hiç bir ilaç firması yoktu ama hınca hınç dolu salonlar vardı. MDS benim uğraş alanım olduğundan Türkiye’den tek katılımcı bendim, ama bu yazımda ne kongreden ne de MDS’den bahsetmeyeceğim.

Amacım sadece hissettiklerimi, izlenimlerimi aktarmak.

Sabahın çok erken bir saatinde evimden çıkıp yaklaşık 60 km yol gittikten sonra ışıltılar içindeki “dünyanın en büyük havalimanı” olan İstanbul havalimanına ulaştım. Havalimanının büyüklüğü gerçekten göz korkutucu, otomobilinizi devasa otopark alanına bırakıp yürümeye başladığınızda mesafelerin ne kadar uzak olduğunu daha iyi ayrımsıyorsunuz. Her yer pırıltılar içindeki billboardlar, Gucci, Chanel benzeri dünyanın en lüks markalarının olduğu “duty free” alanları ile dolu. Şatafat göz kamaştırıcı, CIP alanında yiyeceklerin, ikramların sonu yok. Ve tabi etrafta onca insan, her yerde uğultu, gürültü, telaşlı ve kızgın insan koşuşturmaları. Havalimanı batı ve doğu arasında bir köprü olduğundan bu durum normal belki, haksızlık etmek istemem.

Sonra Kopenhag’a indim. Hiç bir fazlalığı olmayan, eski bile diyebileceğimiz bir havalimanı, sakin insanlar, ciddiyet hakim her yerde, bağırış ve gürültü işitmiyorsunuz.

Otelime nasıl gideceğimi sorduğum bir görevli, yaşamında ona sorulan en önemli soruymuş gibi bir ilgi, ciddiyet ve nezaketle beni merkezi istasyona gidecek trene yönlendirdi.

Trendeki insanlar da aynı, son derece sade, hatta bizim ölçülerimizde “kılıksız”, makyajlı ve estetikli kadın yok gibi, neyse o.

Şehir yıllar önce geldiğimle tamamen aynı, hiç bir değişiklik yok neredeyse, başlıca ulaşım aracı hala bisiklet, İstanbul’da görmeye alıştığım lüks araçlara hiç rastlamadım neredeyse. Otelimde de fazlalık olan hiç bir şey yok, bu sadeliğe ve eskiliğe bayıldım. Kongrenin toplantı ve poster salonlarında konuşulan ve sunulanlara baktım, bilimsel düzey hayranlık uyandırıcı.

Oldukça mütevazi hastanelerde ama iyi bir alt yapı ve eğitilmiş insan gücüyle yapılanların karşısına ne koyuyoruz biz ?

Beş yıldızlı otel konforunda hastanelere ve alt yapıya sahip ama eksik ve ucuz insan gücü ile bilim ve eğitim yapmaya çalışan, üretilen bilginin ve verilen eğitimin kalitesine aldırmayan, kim bize daha çok para kazandırır telaşında olan üniversiteler, dar alandaki çıkar ilişkilerinin sarmalına teslim idareciler, inanılmaz bir kaynak israfı, paraya teslim sözde eğitim gönüllüsü, güç düşkünü, “akademisyen” iddiasında olan piyasa cambazları…

Dünya hücrenin en ince ayrıntısının sırlarına ulaşmaya çalışırken, ülkemizin gündemine bakın. Bir gün torunlarımız bize “bizim için ne yaptınız” diye sorduklarında onlara ne anlatacağız?

Nasıl birbirimizi yediğimizi mi, nasıl birbirimizin üzerine basarak anlamsız bir güç ve iktidar savaşında debelenip durduğumuzu mu?

Ben, kimsenin kimseyle ilgilenmediği, insanların birbirini yargılamadığı, ayıplamadığı, kandırmadığı, zaten toplumun eğitilmişlik düzeyiyle kandıramayacağı, her kesimden insanın abartısız iyi düzeyde yabancı dil konuştuğu, şatafat ve gösterişten uzak ama “özgür ve uygar” Kopenhag sokaklarında ve toplantı salonlarında üç gün boyunca bir başıma bunları düşündüm.

Bir göz attım sonra, belki biraz hata payı vardır ama Danimarka’nın milli geliri 56.326 dolar, benim ülkemin ise 9.632 dolar idi.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir