Aşırı şişmanlığın tüm dünyada ve özellikle gelişmiş toplumlarda önemli bir sağlık sorunu olduğu ortadadır. Kanser sıklığı ile aşırı şişmanlık arasındaki ilişkinin belirgin hale gelmesi konunun önemini daha da arttırmıştır.

Menopoz öncesi aşırı kilolu kadınlarda meme kanseri riskinin aynı yaş grubunda olup normal kiloya sahip kadınlara oranla daha yüksek olduğu bilinmekteydi. Son yıllarda bu bilgiye ek olarak menopoz sonrasında da benzer bir ilişki olduğu gösterildi. Gerçekten de aşırı kilolu kadınlarda menopoz sonrası meme kanseri riski normal kilolulara göre 1,5 kat daha yüksek bulundu. Literatüre bakarsak, özellikle menopoz öncesi normal kiloya sahip olup menopoz sonrası kilo artışı olan kadınlarda riskin daha da yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan aşırı kilolu kadınlarda meme tümörünün tespitinin daha güç olduğuna ve bu hastaların genellikle ileri evrede tanı konulabildiğine işaret edilmektedir. Gecikmiş teşhis sonrası tedavinin ne kadar güç olduğu ise açıktır.

Kalın barsak kanseri aşırı kilo ile ilişkisi gösterilmiş bir diğer kanser türüdür. Yapılan klinik çalışmalar özellikle erkeklerde bu ilişkinin varlığını ortaya koymuştur. Kalın barsak kanseri riski gövdesel şişmanlığı olanlarda daha da belirgindir. Meme ve rahim kanserinin tersine kadınlarda var olan östrojen hormonu kolon kanserine karşı kadınları korumaktadır. Buna karşılık aşırı kilolu olup ister menopoz öncesi isterse sonrası olsun östrojen kullanan kadınlarda risk erkekler ile eşitlenmektedir. Yapılan çalışma sonuçlarına bakacak olursak menopoz sonrası aşırı kilo alan ancak öncesinde kilolu olmayan kadınlarda östrojen almadığı durumda kolon kanser riski normal kilolulardan farksızdır.

Böbrek tümörlerinin görülme sıklığı ile de aşırı şişmanlık arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. Riskin aşırı şişman kadınlarda normal kilolu olanlara kıyasla 2-4 kat daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Aşırı kilolu erkeklerde ise ilişki net değildir. Kimi çalışmalar bu ilişkinin varlığından söz ederken, kimileri böyle bir ilişki olmadığını ileri sürmektedir.

Yutak kanseri sıklığı da şişmanlarda 2 kat daha yüksektir. Yutak kanseri için hızlı kilo alımı, sigara kullanımı ve yaşın 59’dan küçük olması asıl risk faktörlerini oluşturmaktadır. Aşırı kilolularda mide içeriğinin yutağa doğru gelmesinin ve mide içeriğinin yutakla temasının daha sık olduğu ve bu asit tahrişin kanser riskini arttırdığına inanılmaktadır.

Neyse ki aşırı kilolu olmak erkeklerin korkulu rüyası prostat kanseri gelişiminde bir risk oluşturmamaktadır. Yapılan 35’den fazla klinik çalışma aşırı şişman olmanın prostat kanseri için bir risk olmadığını net olarak göstermiştir.

Safra kesesi kanserinde ise aşırı kilolu olmanın özellikle kadınlarda bir risk faktörü olduğu kesindir. Safra taşının bilinen kanser yapıcı etkisi ve safra taşı oluşumunun aşırı kilolu kadınlardaki sıklığı bu ilişkinin nedenidir.

Aşırı kilolu olmanın bir risk faktörü olup olmadığının tartışıldığı tümörlerden bir diğeri kadınlarda görülen yumurtalık kanseridir. Bu ilişkinin var olduğunu ileri süren yayınlar yanında bir ilişkinin gösterilemediği çalışmalar da mevcuttur. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında aşırı şişman olan kadınlarda riskin yüksek olduğu, daha ileri yaşlarda kilo alanlarda ise riskin artmadığı kabul edilmektedir.

Pankreas ve tiroid kanseri de aşırı kilolu olmakla ilişkili olabileceği düşünülen kanserlerden biridir.

Özetle, kanser ve aşırı şişmanlık arasında bir ilişki olduğu artık kabul edilmektedir. Ancak bu risklerin daha net belirlenebilmesi için kontrollü klinik çalışmalar gerektiği açıktır. Yine de aşırı şişman olmak meme, kalın barsak, böbrek, yutak ve rahim kanseri sıklığını kesin olarak arttırmakta ve kilo vermek ile bu riskler azalmaktadır.

Öte yandan kalın barsak ve meme kanser riskinin hareketli bir yaşam biçimi ve spor ile azaltılabileceği bildirilmiştir. Çalışmalar fiziksel aktivitenin kolon kanseri sıklığını %50 azalttığına işaret etmektedir. Sözü edilen fiziksel aktivite haftada 3-4 saat süren tempolu yürüyüşlerdir. Günde 30 dakika yapılan düzenli yürüyüşlerin ise meme kanseri riskini %20 azalttığı ileri sürülmektedir.

Yaşam biçimlerimizin giderek doğallıktan uzaklaşması ile artan aşırı şişmanlığın gelecekte en önemli sağlık sorunu olacağını öngörmek kehanet sayılmamalıdır.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir