Aşağıdaki yazım 2010 yılında “Herkese Sağlık” dergisinde yayımlandı. O günden bugüne ülkemizde lösemi tedavisi açısından bakıldığında gözle görülür iyileşmeler oldu.

Ancak halen hastalar yatacak merkez bulamıyorlar, halen hastalar uygun ilik peşinde koşmaya devam ediyorlar, halen hastalar iyileştikten sonra bile geçirdikleri hastalığın ismi nedeniyle iş bulamıyorlar, eski yaşamlarına geri dönemiyorlar.

Yapılacak çok iş var.

Yol aldık ama yetmez.

Bu hafta “lösemi” haftası, hatırlamakta sonsuz fayda var…

TÜRKİYE’DE LÖSEMİ HASTASI OLMAK…

Büyük İzmit depreminden 1 yıl kadar sonraydı. Zavallı kadın depremde eşini ve çocuğunu kaybetmiş, bir oğluyla tek başına kalakalmıştı. İzleyen günlerde o tek çocuğunun akut lösemi yani hızlı gelişen kan kanserine yakalandığını öğrendi.

Dünyası tamamen yıkılmıştı.

Ben onu acil servisin girişinde tanıdım.

Çaresizce bağırıyordu: Oğlumu yatıracak bir yatak bulun…

Koskoca İstanbul’da, koskoca Marmara Bölgesinde geride kalan tek çocuğunu yatıracak bir kan hastalıkları kliniği ve tek bir yatak bulamamıştı.

Çalıştığım hastanenin hematoloji – kan hastalıkları- yatakları doluydu, servise kabul etmek elimizden gelmiyordu.

Kadıncağızın çığlıkları tüm acil serviste yankılanıyordu: Bari beni de öldürün, her şeyimi, her şeyimi, aldınız…

Bu olaydan birkaç ay sonra zamanın milletvekillerinden biri beni aradı. İsteği İstanbul’da yatıracak yer bulamadığı bir lösemi hastası için yatak istemekti.

Kendini tanıttı ve bir hemşehrisi için yatacak yer bulmamı istedi.

–        Efendim, yatmak için sırada bekleyen başka lösemi hastaları var, hastanızı öne alamam.

–        Doktor bey, bu durum acil hasta evinde ölecek mi?

–        Haklısınız efendim ancak aynı durumda başka hastalarda var ve uzun zamandır yatış bekliyorlar, onların önüne alamam…

–        Ben istiyorum, bir yolunu bulun…

–        Bu görünen numara sizin cep telefonunuz mu sayın vekilim?

–        Evet, beni yer bulunca bu telefondan arayabilirsiniz.

–        Hayır onun için sormadım. Dışarıda yer bulamadığından yatamayan lösemi hastalarına da telefon numaranızı verebilir miyim diye soruyorum. Ne de olsa milletin verkilisiniz, yani onların da vekilisiniz. Onlar da yer bulmanız için sizi arayabilirler mi?

Aslında günümüz tıbbı bir zamanların mutlak ölümcül hastalığı olan akut lösemi tedavisinde büyük yol aldı. Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi yanıt oranları %80’lere ulaştı. Yetişkin hastalarda oranlar hala çok yüksek değil ancak kabaca her 10 hastadan 4’ü bu hastalığı yenmeyi başarıyor.

Oysa ülkemizde hastalarımıza bu yaşama şansını ne yazık ki, veremiyoruz.

Çünkü Türkiye’de lösemi hastalarını tedavi edecek yeterli sayıda yatak ve kan hastalıkları servisi yok. Koskoca İstanbul’daki merkez sayısı sadece 5-6’dır.

Bu hastalara kemik iliği nakli yapılacak toplam oda sayısı tüm Türkiye’de erişkinler için 110 ve çocuk hastalar için 22 olmak üzere sadece 132’dir.

Avrupa Birliği ölçütlerine göre her milyon nüfusa 50 kemik iliği nakli yapılması gerekir. Bu sayıya göre ülkemizde yılda en az 3500 kemik iliği nakli yapılmalıdır. Oysa Türkiye’de yatak, hekim ve personel yokluğu nedeniyle nakil sayısı 1000 sınırına henüz ulaşmamıştır.

Yani her yıl 2500’e yakın hasta bu tedavi olanağından yararlanamamakta ve bir anlamda kaderine terk edilmektedir.

Dahası, hastaların büyük bölümü deneyimi olan bir kan hastalıkları kliniğinde standart kemoterapilerini bile alamamaktadır.

Sorun sadece mekân sorunu da değildir.

Bu hastaların tedavisini üstlenecek kan hastalıkları uzmanlarının sayısı da son derece yetersizdir.

Nüfusu 70 milyonu aşan Türkiye’de aktif çalışan Kan hastalıkları uzmanı sayısı sadece 200 civarındadır. Bu sayı ABD’de 6.500, İngiltere ve Almanya’da 1000’den fazla, nüfusu 4 milyon olan İrlanda’da ise 50 civarındadır. Yani Türkiye’nin en az 500 yeni kan hastalıkları uzmanına gereksinimi vardır.

Kan hastalıkları uzmanlığı zaten doğası gereği yıpratıcı bir tıp alanıdır. Bu zorluğa, ekonomik zorluklar, aşırı hasta yükü ve alt yapı, eleman, yatak eksikliği gibi sorunları da eklerseniz Türkiye’de kan hastalıkları uzmanı olarak çalışmanın zorluğu daha da kolay anlaşılır.

Bu da yetmiyormuş gibi LÖSEV ve benzeri kuruluşlara da yeterli desteği sağlayamıyor hatta köstek oluyoruz. Son kurban derileri ile ilgili kovuşturma üzücü değil midir?

O halde ne yapalım?

Sağlık Bakanlığının konuya duyarlılığını biliyorum.

Türk Hematoloji Derneği ve hematoloji camiası içinde şekillenen yeni oluşumların da benzer duyarlılıkları vardır.

Artık iş birliği yapmak ve hem Sağlık Bakanlığının, hem Türk Kan Hastalıkları camiasının gururu olabilecek birkaç büyük merkezi İstanbul, Ankara gibi şehirlerde kurmak şart olmuştur.

 

Ülkemizde bu hastalara acımak, onları reyting malzemesi olarak kullanmaktan öte onlara yaşama şansı vermek zamanı çoktan geçmiştir.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir