Kahvaltı kapitalist düzenin yarattığı bir öğündür.

Bildiğimiz anlamda kahvaltının hayatımıza girmesi, 19. yüzyılda ve kapitalizmin gelişimi ile yaşıttır. İnsanların düzenli mesai yapmaya başladığı bu yüzyılda yemek saatlerinin düzensizliği ciddi kargaşa yaratıyor ve iş gücü kayıplarına neden oluyordu. Kahvaltı alışkanlığının olmadığı bu yıllarda işçilerin önemli kısmı güne aç başlıyor ve sabah 10.00 sularında yemek için işe ara veriyordu. Kahvaltının bir kapitalizm uydurması olması, dinimizde “oruç” tutmanın sağlıklı bir eylem olduğuna olan inanış ile beraber kahvaltısız ve uzun süreli açlığın insan yaşamı için daha sağlıklı olduğunu düşüncesini güçlendirdi. Kahvaltının sağlık açısından yararlı olup olmadığı kararı elbette inançlar ve sosyolojik ve tarihsel bilgilere bakılarak verilemez.

Daha önce kahvaltının önemli bir öğün olduğunu yazdığım yazıma ve YouTube kanalımdaki anlatımıma çok eleştiri almıştım.

Kahvaltı hakkında yeniden yazmak kararımın gerekçesi oldukça saygın bir dergi olan  Journal of the American College of Cardiology’de (JACC) Nisan 2019’da yayınlanan yeni bir çalışmaydı.

İleriye dönük olarak tasarlanan bu gözlemsel çalışmada yaşları 40-75 yaş arası değişen toplam 6550 kişi, 1988 – 2011 yılları arasında düzenli olarak kahvaltı yapma sıklığı açısından takip edilmişti. 

Yaklaşık 17-23 yıllık bu takip çalışmasının ardından araştırmacılar; yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzeyi, yaşam tarzı, ek hastalıklar, vücut kitle indeksi gibi tüm faktörleri de göz önünde bulundurarak analiz yaptılar. Sonuçta hiç kahvaltı yapmayan kişilerde her gün kahvaltı yapan kişilere göre 87% daha fazla kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları ve bunlara bağlı ölüm riski olduğunu gösterdiler. Çalışmada kahvaltıyı atlayan kişilerde yüksek kolesterol düzeyi, diyabet ve metabolik sendrom riskinin de daha yüksek olduğu ortaya konuldu.

Yine aynı dergide, 2017 yılında yayınlanan ve 4052 kişinin dahil edildiği bir başka çalışmada, kahvaltıyı atlayanlarda veya kahve, meyve suyu gibi içeceklerle geçiştirenlerde damar sertliği riskinin daha yüksek olduğu gösterildi. Kahvaltıyı atlayanlarda daha sık sağlıksız yaşam tarzı görüldüğü daha sık alkol sigara tükettikleri ve beslenme şekillerinin daha sağlıksız olduğu vurgulanmıştı.

2013 yılında yine önemli bir dergi olan “Circulation” da yayımlanan çalışmada da kahvaltı alışkanlığının erkeklerde koroner kalp hastalığı riskini azalttığı gösterilmişti.

Kahvaltıyı atlayan genç nüfusta, düzenli kahvaltı yapanlara göre 40% daha fazla tatlı, 55% daha çok kola ve soda gibi içecekler, 45% daha az sebze ve 30% daha az meyve tüketildiği de daha önceleri gösterilmişti.

Başka bir çalışmada, 50.000 kişi 7 yıl boyunca takip edilmiş ve kahvaltıyı en büyük öğün olarak yapan kişilerde vücut kitle indeksinin daha düşük olduğu bulunmuştu. Araştırmacılar kahvaltının doygunluk hissini arttırdığını, insülin direncini azalttığını ve günlük toplam kalori alımını azalttığını ileri sürmüştü.

Buna karşılık 2016 yılında 10 farklı çalışmanın dahil edildiği analizde, kahvaltının kilo vermeye yardımcı olduğu konusunda ikna edici bir sonuç bulunamamıştı.

Geçtiğimiz günlerde ünlü İngiliz dergisi British Medical Journal’da yayımlanan bir başka analizde de 13 farklı klinik çalışmanın sonuçları incelendi. Çalışmada kahvaltı yapan grubun günde ortalama 260 kalori fazla aldığı ve kahvaltı yapmayanların daha az kilolu olduğu gösterildi. Araştırmacılar genel inanışın aksine kilo vermek için kahvaltının doğru strateji olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada bir noktaya da dikkat çekmek lazım. Gözlemsel çalışmalar yanıltıcı olabiliyor,  sonuçlarını da kuşkuyla karşılamak her zaman gereklidir.

Örneğin sabah kahvaltısını atlayanların alkol ve sigarayı sık kullandıkları önermesinden, kahvaltı etmediklerinden daha çok alkol ve sigara kullanıyorlar sonucu çıkartılmamalıdır.

Bu bulgu daha mantıklı biçimde alkol ve sigara içenler gece geç saatlere kadar bir şeyler atıştırdığından sabahları genellikle açlık hissetmez ve/veya kahvaltı saatlerinde ayakta olmazlar diye yorumlanabilir.

Kahvaltı tartışması sürüyor ama her şey bir yana, bana sorarsanız Cemal Süreya haklı, “kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı”.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir