Tevfik Uyar’ı bilen bilir, bilmeyenler için onu üç kelimeyle özetlemek mümkün. Bilimin muzip çocuğu..!

Tevfik Uyar bizim HBT’ nin de yayın kurulu üyesidir, popüler bilim alanında yaptıkları ve yazdıklarıyla tanınan biridir. “Safsatalar” son kitabının adı, bakın orada ne diyor?

Herkesin kendini her konuda uzman sanması bir yana, mantığa uymayan, tutarlı bir yanı olmayan, doğru bilgiye hatta bilgiye dayanmayan birtakım görüşler dile getirmenin adeta bir norm olduğunu, kitlelerin akla, mantığa dayanan ifadelerin sahiplerini yuhaladıklarını, hamasi, duygusal görüşlerin alkışlandığını bir tür “azap” eşliğinde izliyoruz. Madem bir yanlış yaptığımızda ya da bir yanlışa gereken tepkiyi veremediğimizde duyduğumuz rahatsızlığa vicdan azabı diyoruz, o halde safsatalarla dile getirilmiş bir fikir karşısındaki çaresizliğimizin yarattığı bu azaba da “mantık azabı” diyebiliriz.

Safsataları mutlaka okuyun bu arada.

Geçtiğimiz günlerde bir hikaye dinledim ondan, bu hikayeyi sizinle paylaşmasam olmazdı.

Bir dernek Türk dillerinin tamamında bildiri kabul eden bir kongre düzenliyor. Tevfik Uyar buraya bir bildiri hazırlayıp yollamaya karar veriyor, sahte bir Kırgız karakter oluşturuyor ve adını Salamad İdrisova koyuyor.

Salamad İdrisova, sözüm ona Almanya’da “Ulm Türkiyat Enstitüsü” isimli bir kurumda çalışıyor. Kendine bir de – Salamad bey için yani – elektronik posta hesabı açıyor.

Sonra sıra kongreye bir bildiri ile katılmaya geliyor. Başlıktan işin düzmece olduğu hemen anlaşılmasın diye okkalı bir başlık uyduruyor.

Kültürel çalışmalarda tarihsellik ve evrimcilik ikilemi…

Sonra deyim yerindeyse sallamaya devam ediyor. Bildirinin ilk bölümü kongrenin kendi çağrı metninden copy-paste, ikinci bölümü ise Sagan’ın “Soluk Mavi Nokta” söylevinden alıntı.

Bu şekilde hazırladığı bilimsel makalenin (!) tamamını “Google Translate” programını kullanarak Kırgızca’ya çeviriyor ve kongre sekretaryasına elektronik posta olarak atıyor.

Önce “bildiriniz alınmıştır” diye bir yanıt geliyor. Bu bir otomatik yanıt olmalı diye düşünüyor Tevfik, yarın uyanacaklar. Ama yanılıyor.

Ertesi gün sahte elektronik posta adresine ikinci bir mail düşüyor.

Elektronik posta mutlu haberi veriyor Tevfik’e; “Bildiriniz kabul edilmiştir..!” Üstelik imzalı bir kabul mektubu da ekleniyor postaya.

Yani kendi davet mektubundaki cümlelerin “Google Translate” ile Kırgızca’ya çevrilmiş hali  “Kültürel çalışmalarda tarihsellik ve evrimcilik ikilemi” ismiyle bir bilimsel toplantıda bildiri olarak kabul ediliyor.

Daha bitmedi, bir de bu bildiri, sonrasında kongrenin Bildiri Özet Kitabında yayınlanıyor.

Bu sütunun devamlı okurları benim “çakal yayıncılık (predatory publication) yazılarımı anımsarlar. İşte tam da bunun oryantal versiyonu, hem de en kötüsü, en ucubesi, en “ben dedim oldu” örneklerinden biri.

Tevfik, her zaman ki muzipliği ile “acaba” dedi,  “gerçekten Salamad İdrisova diye biri olsaydı, bu bildiriyi dosyasına koyar ve doçentlik başvurusunda  kullanır mıydı?” “İlahi Tevfik” dedim, “kullanamazdı tabii, YÖK bu konuda çok dikkatli ama yeter mi?

Geçtiğimiz haftalarda yazdığım “yalan üzerine” isimli yazımda anlatmak istediğim, Tevfik’in bize gösterdiğiydi aslında.

İkincil kazançlar, çil çil paralar, teşvikler, “miş” gibi yaşamlar, doğru yanlış, eğri büğrü, bir birine karışmış alengirli işler ve koskoca bir yalan…

Tarım Orman ve Hayvancılık Bakanlığından alınan onaylarla piyasaya giren, Sağlık Bakanlığı onayı bulunmayan kimi ürünleri “talimatlara göre”, “bilimsel makale sonuçlarına göre” hastalara verdim diye kendini bilime saygılı ve uzman sanan veya öyle anlatan hekimler, onlara inanan kimi alternatif tıp sevdalıları, havalarda plasebo, nosebo etkileri.

Bir yandan kendilerine şekiller veren, bir poz ile  ortalarda dolaşan, boşboğaz tıp anlatıcıları, emeksiz, bilgisiz köşe dönme sevdalıları…

Hepsini toplayın, bölün, çarpın çıkarın…

Sonuçta elde kalan aslında sadece Ulm Türkiyat Enstitüsünden Salamad İdrisova’dır, hepsi o kadardır sonuçta…

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir