Eski Yunanca “Prosopon” yüz, “agnosia” ise körlük, kayıtsızlık, tanıyamama anlamına geliyor. Bu iki sözcüğün birleşimi olan “Prosopagnosia” klinik bir duruma verilen isim. Yani insan yüzlerini tanıyamama, insan yüzlerini birbirlerinden ayıramama hali, yani bir çeşit “yüz körlüğü”.

Bu durum elbette üst düzey yöneticiler, hekimler, siyasetçiler gibi her gün onlarca insan ile karşılaşan meslek gruplarında hemen bir patoloji olarak kabul edilmemeli. Ama neden ne olursa olsun, ister kafa yorgunluğu ister patolojik bir durum, ciddi sosyal sorunlar yaratabileceği kesin.

Düşünsenize, bir toplantıdasınız, hayatınızda hiç görmediğiniz biri son derece dostça, yüzünde koca bir gülümseme ile size doğru yaklaşıyor ve siz bu gelen kişiyi hiç ama hiç tanımıyorsunuz.

Prosopagnostikler çoğu kere göz, burun, ağız gibi insan yüzünün farklı parçalarını ayrı olarak görebilmekle beraber yüzü bir bütün olarak algılayamıyor, bu farklı yüz parçalarını bir araya getiremiyor yani karşılarındakini tanımıyorlar.

Daha da kötüsü var.

Kimi prosopagnostik olan kişiler kendi yüzlerini de tanıyamıyorlar. Bazıları sadece insanları değil, ev gibi mekanları, otomobil gibi gereçleri de tanıyamıyor.

Araştırmacılar, anormalliğin hafif formlarında insan isimlerini unutmanın sık görüldüğünü söylüyor. Tüm gününü sizinle geçiren en yakın çalışma arkadaşınızın ismini hatırlayamıyorsunuz mesela.

Erken bulgular arasında TV dizilerindeki karakterleri hatırlayamama, ilerleyen bölümlerde bu karakterler yeniden ortaya çıktıklarında eski bölümler ile ilişki kuramama, dolayısıyla konuyu kavrayamama da sayılıyor.

Prosopagnostiklerin temel özelliği sosyal ortamlardan kaçmaları, kalabalık yerlerde olmak istememeleri.

Buna da şaşırmamak gerekir, hiç tanımadığınız bir ortamda tek başınıza kalakaldığınızı bir düşünsenize ?

Prosopagnostikler karşılarındaki insanları genellikle ses, vücut biçimi, saç rengi ve biçimi gibi bazı özelliklerden tanımaya çalışıyorlar.

Son yıllarda prosopagnosia sıklığının sanıldığından daha yüksek olduğu düşünülüyor, hatta oranın %2 civarında olabileceğini ileri sürenler bile var. Prospagnostiklerin yukarıda söz ettiğim ses, saç rengi, vücut biçimi gibi kendilerine özel kişi tanıma yöntemlerinde inanılmaz biçimde ustalaşmaları, hastalığın farkedilmesine engel oluyor.

Peki Prosopagnosia neden ortaya çıkıyor?

Yapılan çalışmalar, bunun organik nedenleri olabileceğini, beynin yüz tanıma ile ilişkili temporal ve oksipital bölgelerinde ortaya çıkan anormalliklerden kaynaklanabileceğini gösteriyor. Kafa travması, dejeneratif hastalıklar, inme gibi nörolojik nedenler prosopagnozinin oluşum nedenleri arasında sayılıyor.

Bu açıklamalar ne kadar yeterli ve doğru bilmek zor.

Her türlü entellektüel aktivitesini tama yakın yerine getiren, son derece üretken kişilerin ‘yüz tanıyamasını’ bir organik beyin sendromuyla ilişkilendirmek doğru mu acaba?

Mesela Brad Pitt…

Dünyanın çok iyi bildiği, çok başarılı, milyonlarca hayranı olan birinin prosopagnostik olduğuna ve bunun bir organik beyin sendromu yüzünden ortaya çıktığına inanır mısınız?

Angelina Jolie’yi bir bütün olarak göremediğine inanır mısınız?

Gerçekten de Brad Pitt’in yüzleri hiç tanımadığı, hatırlamadığı biliniyor.  Bunun nedeni aşırı yoğun yaşam biçimi mi, her gün onlarca yeni kişi ile tanışıyor olması mı yoksa gerçekten “prosopagnosia” hali mi, kimse bilmiyor tam olarak.

Kimileri de bu anormalliğin ‘genetik’ bir yatkınlıktan kaynaklanabileceğini söylüyor. Doğum sırasında oluşan travmaların buna neden olabileğini de akılda tutmak gerekiyor.

Ben yine de bu konuda haddimi aşıp daha fazla bir yorum yapmak istemem. Bu anormallik ve nedenleri hakkında fikir yürütmek sinir bilim ile ilgilenen uzmanların işidir elbette.

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir